Aziz Nesin

Çağdaş Türk mizah edebiyatının büyük ustası ve dünya çapındaki temsilcisi Aziz Nesin söyleşi ve imza günü için gittiği Çeşme Alaçatı’da, 5 Temmuz’u 6 Temmuz’a bağlayan gece sabaha karşı kalp krizinden öldü. Cenazesi Çeşme Cumhuriyet Savcısı’nın isteğiyle otopsi yapılmak üzere 6 Temmuz’da İstanbul Çapa Tıp Fakültesi’ne getirildi, 7 Temmuz 1995’de vasiyeti gereği hiçbir tören yapılmaksızın ve yeri belli olmayacak şekilde Çatalca’daki Nesin Vakfı’nın bahçesine gömüldü.
Zeynep Oral’ın, ölümünün ardından Milliyet Sanat dergisinde yayımlanan “Aziz Nesin, Örnek İnsan, Örnek Aydın” başlıklı yazısında yaşamını, “Yazmak, yaşamak…Bu ikisini sımsıkı, iç içe kaynaştıran bir kişilik…Mizah Ustası…100’ü aşkın kitap…Öykü, roman, deneme,oyun, şiir,anı… Çevrildiği diller 34…Yaklaşık 250 kez yargılanmak… Toplam 36 çocuk…Gerisi insan onurunu sonuna dek savunma, insanlara onurlu bir yaşam benimsetmek çabası…Gerisi bol kavga, bol coşku, bol sevgi, yine bol kavga…” sözleriyle özetlediği Aziz Nesin 1915’te İstanbul Heybeliada’da doğdu. Asıl adıl Mehmet Nusret’ti. Askeri okullarda öğrenim gördü. Son olarak 1939’da Askeri Fen Tatbikat Okulu’nu bitirdi. Bir röportajında “…bana iç disiplin getirdi. ‘Fikri takip’ dedikleri şeyi getirdi… İyi ya da kötü olduğunu bilmediğim bir ciddiyet getirdi…”dediği askerlikten 1944’te üsteğmen rütbesindeyken “görev ve yetkisini kötüye kullandığı” suçlamasıyla uzaklaştırıldı. Kısa bir süre ticaretle uğraştıktan sonra gazeteciliğe başladı. Yedigün, Karagöz ve Tan’da çalıştı, Cumartesi adlı bir mizah ergisi yayımladı. 1946’da Sabahattin Ali ile Markopaşa adlı bir dergi çıkarmaya başladı. Sık sık kapatılan derginin yayımını Malumpaşa, Merhumpaşa, Ali Baba gibi farklı adlarla 1947’e değin sürdürdü. 1954’te takma adla Akbaba dergisine mizah öyküleri yazmaya başladı. 1956’da Kemal Tahir’le kurduğu Düşün Yayınevi’ni 1958-1963 yılları arasında tek başına yönetti. Yeni Gazete Akşam, Günaydın gazetelerinde yazmayı sürdüren Nesin 1956’da Kazan Töreni adlı mizah öyküsüyle İtalya’da Altın Palmiye Uluslararası Gülmece Yarışması Birincilik Ödülü’nü aldı. Ertesi yıl Fil Hamdi öyküsüyle aynı ödülü bir kez daha kazandı. 1962’de Zübük adlı mizah dergisini yayımlamaya başladı. 1963’te yayınevi yanınca, yayımcılığı bırakıp tümüyle yazarlığa yöneldi.
1966’da Vatani Vazife öyküsüyle Bulgaristan’da Altın Kirpi Birincilik Ödülü’nü alan Nesin 1968’de Üç Karagöz Oyunu ile 6. Karacan Armağanı Birincilik Ödülü’nü kazandı. Bunu 1969’da İnsanlar Uyanıyor adlı öyküsüyle SSCB’de kazandığı Krokodil Birincilik Ödülü ve 1970’te Çiçu oyunuyla aldığı TDK Tiyatro Ödülü izledi.
Aziz Nesin 1972’de kimsesiz çocukları okutmak amacıyla Çatalca’da Nesin Vakfı’nı kurdu, kitaplarının tüm gelirini vakfa bağışladı ve 1976’dan itibaren Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı’nı çıkarmaya başladı. 1975’te Asya-Afrika Yazarlar Birliği Lotus Ödülü’nü alan Nesin 1977’de Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz adlı yapıtıyla Madaralı Roman Ödülü’nü kazandı. Aynı yıl Bulgaristan’ın Gabrovo kentinde iki yılda bir düzenlenen Gülmece ve Yergi Şenliği’nin Uluslararası Gülmece Kitapları Yarışması’nda büyük ödül olan Hitar Petar Ödülü Aziz Nesin’e verildi. 1979’da, uzun yıllar yürüteceği Türkiye Yazarlar Sendikası başkanlığına seçildi. 1983’te felç geçirdi ama “O inat etti…Sağ yanı tutmuyorsa sol eliyle yazmayı öğrendi…” ve büyük bir çaba göstererek yeniden sağlığına kavuştu.1985 ve 1986’da TÜYAP’ın düzenlediği Halkın Seçtiği Yılın Yazarı Ödülü’nü, 1989’da Sovyet Çocuk Fonu’nun ilk kez verdiği Tolstoy Altın Madalyası’nı aldı. 1992’de kalp krizinin ardından geçirdiği baypas ameliyatından sonra “Aslan gibiyim ama yüreğim yaralı” diyordu. 1993’te Pir Sultan Abdal Kültür ve Sanat Etkinlikleri’ne katılmak üzere Sivas’ta bulunan Nesin’in kaldığı Madımak Oteli 2 Temmuz’da fanatik dincilerce ateşe verildi. Nesin 37 kişinin öldüğü “Sivas Katliamı”ndan kıl payı kurtuldu. Ölümünden on beş gün önce bir kalp spazmı geçirmiş, hastaneden çıktıktan sonra “Türkiye’nin içinde bulunduğu en büyük tehlike şeriattır. Uyanın!” diyerek köktendinciliğe karşı uluslararası bir kongre gerçekleştirmek üzere çalışmalara başlamıştı.
Aziz Nesin hep çok çalıştı. Kendi deyimiyle “boyu kadar kitap” yazdı. Birçoğu çeşitli dillere çevrilen kitaplarının toplam baskı sayısı 6 milyona ulaştı. Böylece yalnız Türk edebiyatında ulaşılması güç bir rekor kırmakla kalmadı, dünya edebiyatında da yerini aldı.
Hep kavga etti.Çünkü yalnızca yazar olarak değil, Türkiye’deki ve dünyadaki olaylara tepki vererek yaşıyor, düşünceleri ve ürettikleriyle içinde yaşadığı toplumu uyarmanın aydın sorumluluğunu yerine getirmek olduğuna inanıyordu. Tepki ve düşmanlıklara da yol açsa da düşünce ve inançlarını açıklamamak, ona göre en büyük ihanetti. Yaşar Kemal’in deyişiyle “yedi kollu bir dev gibi, yedi yönde hem yazar, hem kişi olarak” dövüştü.
Hep izlendi, birçok kez tutuklandı, yargılandı, sürgüne gönderildi, hapis yattı. Azizname adlı kitabı nedeniyle, yazmadığı yazılar, bilmediği dilden yaptığı çeviriler yüzünden, Türkiye’ye gelen bazı yabancı resmi konuklara hakaret ettiği gerekçesiyle,6-7 Eylül olaylarını başlattı diye vb pek çok nedenle tutuklandı. Siyasi otoritenin tehlikeli bulduğu bir yazardı, çünkü onun mizah anlayışı düzene yöneltilmiş bir eleştiri, toplumsal bozuklukların ve çelişkilerin en açık, en vurucu biçimde sergilenmesiydi. Üstelik mizah yoluyla en kestirme yoldan okuyucuyla bağlantı kurabiliyor, etkili olabiliyor, onun kulağı ve sesi haline gelebiliyordu. Ayrıca, Aydınlar Dilekçesi’ni imzalayanları eleştiren Manisa konuşmasında kişiliğine ağır saldırıda bulunduğu gerekçesiyle Cumhurbaşkanı Kenan Evren hakkında dava açabilecek kadar da gözü pekti.
Ve hep kendini borçlu saydı. 80 yıllık yaşamı boyunca tüm ürettiklerine karşın, “Ödenemeyen” şiirinde “Ey Benim Halkım/Ey benim eli açık, gözü kapalım” diye seslendiği ve “Benden hakkın çoktur…” dediği halkına karşı kendini hep borçlu hissetti.