Javascript DHTML Drop Down Menu Powered by dhtml-menu-builder.com
 


 
Kemal Tahir

Romanlarının ana damarını oluşturan toplum ve tarih tezleri nedeniyle uzunca bir dönem tartışmaların odağında yer alan Kemal Tahir 21 Nisan 1973’te geçirdiği bir kalp krizi sonucu İstanbul’da öldü. Asıl adı İsmail Kemalettin Demir olan Kemal Tahir Erenköy Sahrayıcedit Mezarlığı’nda toprağa verildi. II. Abdülhamit’in yaverlerinden Yüzbaşı Tahir Bey’in oğlu olan Kemal Tahir 1910’da İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi’ndeki öğrenimini geçim sıkıntısı yüzünden yarım bıraktı; avukat katipliği, Zonguldak’taki kömür işletmelerinde ambar memurluğu yaptı. 1930’da İstanbul’a döndü, Vakit, Haber, Son Posta gazetelerinde röportaj yazarı, çevirmen, düzeltmen olarak çalıştı. Yedigün ve Karikatür dergilerinde sekreterlik, Karagöz gazetesinde başyazarlık, Tan’da yazı işleri müdürlüğü yaptı. 1938’de siyasi görüşleri nedeniyle “Bahriye Olayı” diye bilinen davanın sanıklarından biri olarak Donanma Komutanlığı Mahkemesi’nde yargılandı, askeri isyana teşvik etmekle suçlanıp 15 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı (Deniz subayı olan kardeşi Nuri Demir ve Nazım Hikmet de aynı davadan mahkûm oldular).
Çankırı, Çorum, Kırşehir, Malatya cezaevlerinde 12 yıl yattıktan sonra 1950’de çıkan aftan yararlanıp serbest kaldı. 6-7 Eylül olayları sırasında bir kez daha tutuklandı, 6 ay yattı. 1957’de Aziz Nesin’le birlikte “Düşün Yayınevi”ni kurdu. Ölünceye kadar kalemiyle geçindi. Kemal Tahir edebiyata İçtihat dergisinde çıkan şiirleriyle girdi. 1932’de arkadaşlarıyla beraber Geçit adında bir dergi çıkardı. Başlangıçta hece ölçüsüyle yazıyordu. Nazım Hikmet’le arkadaş olduktan sonra serbest ölçüye geçti. 1938-1939’da Ses’te çıkan sosyal temalı şiirlerinden sonra şiir yazmadı. 1935,1940 arasında geçimini sağlamak için takma adlarla aşk ve serüven romanları, gülmece öyküleri, çeviriler, uyarlamalar yayımladı. Yazar olarak asıl kimliğini hapis yattığı yıllarda oluşturdu. Anadolu köylüsünü ve sorunlarını içten tanıma olanağı bulduğu bu yılları, romanları için malzeme toplayarak, not tutarak, düşüncelerini temellendirecek okuma ve araştırmalar yaparak geçirdi. Daha sonra Göl İnsanları’na alacağı iki öyküsünü hapisteyken Cemalettin Mahir takma adıyla Tan’da yayımladı. Çıktıktan sonra da çeşitli adlar kullanarak serüven romanları yazmayı sürdürdü. F.M. İkinci imzasıyla yayımladığı Mayk Hammer dedektiflik romanlarından bazılarını kendisi yazdı. 1955’te kendi adını kullanarak yayımladığı tek hikaye kitabı Göl İnsanları ilgiyle karşılandı. Bu kitabı konularını köy ve kasaba yaşamından alan Anadolu romanları ve yakın tarihin romanlarını işlediği kent romanları izledi. Romanın drama düşmüş insanları anlattığını söyleyen Kemal Tahir, tarih ve toplum yorumuyla örtüşen kendine özgü bir roman anlayışı geliştirmeye çalıştı. Ona göre Türk toplumu batı toplumlarına benzemiyordu. Çünkü tarih içindeki gelişimi Batı’nın klasik gelişim çizgisinden farklıydı. Batı’nın sınıflı toplumlarına karşılık Osmanlı sınıfsız bir toplumdu, o halde Türk romanı kendi toplumsal yapısının gerçekliğini yansıtmalıydı. Köy romanlarının ilki Sağırdere (1955) ve onun devamı olan Körduman’da (1957) Çorum’un Yamören köyünden Kamil’in serüvenini merkez alarak köylünün sorunlarını, etik değerlerini, köyün ekonomik yapısını, tarih içindeki bağlarından koparmadan sergiledi. Köy enstitüsü çıkışlı yazarların köye bakışından farklı bir yaklaşımdı bu. Rahmet Yolları Kesti’de (1957) eşkıyalık olgusuna eğildi. Bu konudaki görüşü Yaşar Kemal’in İnce Memed’iyle tam bir karşıtlık oluşturuyordu. Yedi Çınar Yaylası (1958), Köyün Kamburu (1959), Büyük Mal (1970) üçlemesinde köylünün günlük hayatını, ağa, eşraf sömürüsünü Mütareke döneminden Cumhuriyete uzana tarihsel fonda ele aldı. Özellikle Büyük Mal’ da köylünün cinsel yaşamına ilişkin ayrıntıların altını çizdi. Yakın tarihin olaylarını konu edindiği kent romanlarında toplumumuzun batılılaşma sürecine ilişkin yorum ve eleştirileriyle tartışma yarattı. Fethi Naci’nin onun en başarılı romanlarından saydığı Esir Şehrin İnsanları (1956) ve Esir Şehrin Mahpusu’nda (1962) Mütareke dönemini, Kurtuluş Savaşı’nın bir Osmanlı paşazadesi üzerindeki değiştirici etkisini; Yorgun Savaşçı’ da (1965) İttihatçılarla milli mücadele yanlısı güçler arasındaki çatışmayı; Kurt Kanunu’nda (1969) İzmir Suikastı’nı; Yol Ayrımı’nda (1971) Serbest Fırka olayını anlattı. Fethi Naci’nin saptamasıyla “edebiyatın kendine özgü anlatım aracını değil, toplumsal bilimlerin anlatım aracını” kullandı. Asya Tipi Üretim Tarzı’na ilişkin düşüncelerini ortaya koyduğu Devlet Ana (1967), üzerinde en çok konuşulan, en büyük tartışma çıkaran kitabı oldu. Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş yıllarına uzandığı, “kerim devlet” anlayışını vurguladığı bu romanda öbür romanlarındaki gerçekçi çizgiden uzaklaştı. Halk hikayelerinin, destan ve masalların yapısından, söyleyiş özelliklerinden yararlandı. Yorgun Savaşçı’ yla Yunus Nadi, Devlet Ana’ yla Türk Dil Kurumu ödüllerini alan Kemal Tahir’ in hapishane anılarından yola çıkarak yazdığı Namusçular, Karılar Koğuşu gibi kitapları ve Hür Şehrin İnsanları ölümünden sonra basıldı.